

Kime sorsan pek öfkeli, kime sorsan sadece öfkeli olsa iyi, ayrıca saldırgan ve sataşkan. Öfke kontrolü herkesin dilinde maşallah, ama öfke ile saldırganlık arasındaki farktan bile habersiz çoğu. Öfke çok güçlü ancak kontrol edilebilen hatta yaratıcılığa bile dönüştürülebilecek gayet sağlıklı bir duygu oysa ki.
Esas mesele öfkeyi nasıl ifade ettiğin ve kontrolden çıkıp saldırganlığa dönüşüp dönüşmediği ki, bir yandan da ataerkil bir toplum olarak, saldırganlığı ve horozlanmayı en azından erkeğe pek yakıştırarak büyütülüyoruz. Saldırganlığın derecesi nereye vardı o bambaşka bir konu. Kadına şiddetin son 8 yılda %1400 arttığı bir ülkede, sözde ibret olsun diye manyaklara yol gösteren bir psikopat yayıncılık anlayışıyla, öfkeler, saldırganlıklar ve şiddet patlayıp duruyor.
Günlük hayatın küçük stresleri içinde bile birçok öfke uyandıran durumla karşılaşıyoruz ziyadesiyle. Bizi delirtebilecek kapasitede patronlar, oynatmamızı kolaylaştıran trafik, çok medeni koşullar sunan toplu taşıma araçları, sokakta gördüğümüz çok medeni insanlar, bol bol haksızlığa uğrama, ahbap çavuş ilişkilerinden ötürü engellenmeler, hayal kırıklıkları, sözel tacizler ve daha neler neler…Bu durumlarla karşılaşınca önce bir biliş düzeyinde farkına varıp, sonra bizde uyandırdığı duygularla karşılaşıyoruz. Peki bu duygularla karşılaşınca etrafımızla nasıl bir iletişime geçiyoruz? ; olanı biteni sağlıklı algılayabiliyor muyuz? ve davranışlarımız nasıl değişiyor?. Bu noktada biliş düzeyinde, duygu düzeyinde, iletişim ve davranış biçimlerinde öfkeyi kontrol etmek demek, öfkeyi hiç ifade etmemek demek değil, ifade etmenin güzel bir yolunu bulmak hatta, öfkeyi ifade etmek için güzel bir yol bulana kadar ertelemek demek.
Öfke kontrolü için hem bilişsel boyutta hem davranış düzeyinde dolu dolu yöntem sıralar psikoloji, ama kafa ütülemeden pek güzel rehberlik eden lafları var eskilerin hep. Misal, "Sevinçli anında kimseye vaatte bulunma,öfkeli anında kimseye cevap verme." diye bir Çin Atasözü var ki, hangi topraklardan çıkarsa çıksın, bu sözler çok kıymetli, bir cümle bile olsa , yaşanmışlıklar üzerine kurulu büyük detaylar ve rehber sözler.
Günlük hayatın içinde de çevremizden klişe müdahaleler vardır çoğu zaman sinirlendiğimizde : “Önce bir derin nefes al, sakinleş derler” ya, aslında her ne kadar klişe bir burun sokma gibi gelse de, boş bir telkin değildir, çünkü ağzından çıkacak ve sonradan seni pişman edecek bir cümleyi ertelemiş olursun birkaç saniye bile olsa ki, bu öfke sırasında çok önemlidir. Kimi zaman birazdan patlamak üzere olduğumuzu hissettiğimiz anlar olur, bu durumlarda da en güzeli azıcık ortamdan uzaklaşmaktır. Bahçeye mi çıkılır? İşyerinin kapısına mı kaçılır? Kiminin sigara alışkanlığı vardır, bir sigara mı yakılır, uzaklaşma biçimi kişiden kişiye değişir ama uzaklaşmak en iyisidir. Bazen kızdığımız birinden o anda uzaklaşmak , öfkeyi kontrol etmek dışında, kızdığımız kişiyi anlamaya bile yardımcı olabilir. Böyle zamanlarda uzun uzun yürümek neredeyse ve mümkün olduğu kadar uzaklaşmak ayrıca terapi gibidir. Alın başınızı dağlara, tepelere çıkın demiyorum , ama mümkünse sessiz sokaklardan, arka sokaklardan yavaş yavaş uzamak şahane olur…Tüm bunlar öfkeyi patlatıp, sıkıntıya düşmemek için o dakikaları kurtaran yöntemler elbette, aslında krizi atlattıktan sonra öfkenin kaynağına iyice bir bakmak gerekiyor en güzeli. Sizi öfkelendiren ne varsa, bu noktaya getiren her türlü kişiyi, davranışı, olayı ve hatta kendi tutumlarınızı iyice bir gözden geçirmek gerekiyor. Kimi zaman küçük sıkıntıları, herhangi bir kızgınlığımızı güzel bir yol bulup ifade etmezsek, farkında olmadan tortu psikolojisi oluşuyor ve içimizde dağ gibi öfkeler büyüyor. Çoğunlukla bu öfkeler patlarken, çevremizi ve birilerini suçlayarak bahaneler buluyor da olabiliriz. Özellikle hayatımızla ilgili sürekli şikayet ettiğimiz neler var? kendimizi bir dinleyip, neleri değiştirebiliriz? neleri değiştiremeyiz? ; iyice masaya yatırıp, ya değişim için somut adımlar atmaya bakmalı ya da değiştiremeyeceğimiz bir takım sıkıntılarla baş edebilmek için gayret göstermeli. Dahası olumsuz bir durumun içinde bile olumlu bir iki taraf yakalayıp , kabul etmek kadar güzeli yok huzur için.
Bunları akıl edebilmek iyi de, kimi zaman bizi öfkelendiren durumlardan kaçmak mümkün olmayabiliyor, diyebilirsiniz. Bu durumlarda da beklentilerimizi gözden geçirmek veya kendimizi hazırlamak en iyisi. Diyelim boğuştuğumuz trafik stresi. Trafik yaşanacağını gayet iyi bildiğimiz bir cuma akşamı ya da cumartesi akşamı, gideceğimiz yere her zamankinden çok daha uzun zamanda gideceğimizi bilerek, üflemekten püflemekten vazgeçmek gerekiyor en azından. Hele hele yolda, zaten fena bir trafik varken, “şimdi o yol da kapalıdır, transitten mi gitsek?” ,”şimdi bu yol da kapalıdır, yandan mı uçsak ? “demektense, sürekli zaten varolan trafiği konuşmak yerine başka bir mevzuya geçmekten iyisi olamaz bizler için…Karşılaştığımız durumları yorumlarken de, zaten işler aksilik içindeyken, olumsuz konuşmanın, dramatize etmenin hiç kimseye faydası yok. Bizi öfkelendiren herhangi bir durum değil de, herhangi bir kişiyse, o vakit o kişiyi değiştiremeyeceğimizden, sırf kendi iyiliğimiz için, o kişide bizi öfkelendiren davranışları, bizim hangi davranışlarımız yaratıyor, iyice bakıp, değerlendirip, karşıdakine fırsat vermemeli. Beklentilerimizi ve varolan durumu olduğu gibi kabul etmeyi ve ona göre yola devam etmeyi de hem sağlığımız, hem huzurumuz için başarmaya gayret etmeli. Yoksa gömleklerimizden yırtıcı çığlıklarla fırlayıp birer yeşil dev olmak çok kolay, yıkmak dökmek de pek kolay, esas mesele yaratmak ve güzelleştirmek hem bakış açımızı hem hayatımızı…

0 yorum:
Yorum Gönder